ÜLKEM – İLKEM

Yeni anayasa

Şu anda gündemin sıcak maddesi olmadığı için kamuoyunun fazla ilgisini çekmeyen, fakat geleceğimiz için çok önemli olan, Yeni Anayasa çalışmaları sürüyor. Toplum yaşamında değişim kaçınılmaz bir olgudur, ancak siyasi değişimin karakterinin doğru belirlenmesi ve ona göre tavır alınması önemli bir vatandaşlık sorumluluğudur.

Yeni Anayasa için ileri sürülen, ”Mevcut anayasa asker yapımı ve dayatmacıdır, bundan kurtulmak lazım” tezi inandırıcı değil. Mevcut anayasa, defalarca TBMM kararlarıyla, son olarak da bir yıl kadar önce halk oylamasıyla değiştirildi, artık o bir asker anayasası değil. Bugün yapılmak istenen değişikliklerin bir sene önceki halk oylamasına sunulmamış olması, o günden bugünü görememiş olmaktan kaynaklandığını sanmıyorum. O gün koşullar elverişli değildi veya o halk oylaması bir nabız yoklamasıydı. Çok daha kapsamlı, çok daha köklü değişiklikler düşünülüyor olmalı ki, düzeltmelerle yetinilmiyor, bu iktidarın imzasını-mührünü taşıyan yeni bir anayasa isteniyor.

ANAYASA NEDİR?

*Uyulması zorunlu temel kurallar sistemidir. Ona aykırı hiçbir işlem yapılamaz.

*Bir coğrafyada beraber yaşama arzusunda veya zorunda olan insanların/ insan topluluklarının/ bir ulusun, farklı kesimleri arasındaki bir uzlaşma belgesidir. Nasıl yaşamak, nasıl yönetilmek istendiğinin ifadesidir.

*Yönetilenlerle, yönetenler arasındaki temel sözleşmedir. Halkın, Yönetime beni bu kurallar içinde yönetmek zorundasın direktifi, Yönetimin, Halka seni bu kurallar içinde yöneteceğim taahhüdüdür.

*Bireylerin, halk gruplarının, tüm ulusun ve devletin, haklarını ve sorumluluklarını belirleyen belgedir.

İşleyen bir anayasası olmayan topluluklar ulusal bilinçten yoksundurlar, ya dış güçler tarafından sömürülürler ya da iç zorbalar tarafından güdülürler.

Konunun öneminin bilincinde olmama ve ilgi duymama rağmen, Yeni Anayasa yapmanın altında yatan gerçek amacı bilmiyorum, eksikleri tamamlamak, yanlışları düzeltmek mi, yoksa köklü bir yeniden yapılanma mı? Halbuki ilk olarak, net bir şekilde, açık yüreklilikle ve dürüstçe, amaç ortaya konmalıydı. ”Ben yeni bir anayasa yapacağım ama fikrimi beyan etmiyorum, herkes fikrini söylesin, ben onları birleştiririm” diye yola çıkmak bir şeylerin saklanmak istendiğinin açık işaretidir. Proje sahibi amacını açıklar, halkı bu ihtiyaca inandırır, sonra da etkin kuruluşlardan, bilim adamlarından ve halktan düşüncelerini ve önerilerini sorar, buna karşın uzmanlar ve halk konuyu değerlendirip sorumluluk bilinci içinde önerilerini dile getirir, tavrını ortaya koyar.

GEÇMİŞTEKİ ANAYASA SÜRECİMİZ:

Bugüne ışık tutmak amacıyla çok kısa bir hatırlatma yapacağım. Bugünün kökleri geçmiştedir, aldanmamak, aldatılmamak için geçmişi doğru bilip, ders almak zorundayız.

*1876, Birinci Meşrutiyetin Anayasası. Abdülhamit, anayasaya karşı olmakla beraber, tahta çıkabilmek için anayasayı yürürlüğe koymayı kabul etti ve sözünü tuttu. Fırsat bekliyormuş, kısa süre sonra, 1877-1878 (93) Osmanlı-Rus Harbini bahane ederek, Anayasayı yürürlükten kaldırdı, otuz üç sene, ülkeyi casuslarının kontrolünde, demir yumrukla yönetti. İlk Anayasanın yapımında birinci derece emeği olan Mithat Paşayı önce Sadrazam yaptı, sonra azlederek, muhakeme ettirip idama mahkum ettirdi. Karşılaştığı tepki üzerine cezayı ömür boyu hapse çevirip sürgüne gönderdi, Taif’te, zindanda boğdurdu… Bu ibret verici olayı dedelerimiz yaşadı, olayın iki aktörü ve onların takipçileri içimizden çıktı. Dün olmuş, benzeri bugün olmaz diyebilir miyiz?

*1908 İkinci Meşrutiyet Anayasası. İttihat ve Terakki Partisinin baskısıyla, Abdülhamit ikinci defa anayasayı yürürlüğe koyduysa da fırsat kollamaya başladı, 31 Mart Vakası diye tarihe geçen, gerici ayaklanmayı lehinde kullanmak isteyince tahttan indirildi. İki olayda da çatışanlar toplumumuzun ilerici, aydınlıkçı düşünürleri ile gerici ve çıkarcı çevreleri…

*Birinci Dünya Harbi içinde Osmanlı Mebuslar Meclisi kapatılmıştı. Mustafa Kemal Paşanın etkisiyle harpten sonra açıldı, fakat kısa süre sonra İşgalci Kuvvetler tarafından kapatıldı.

*Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin kapatılması üzerine, Mustafa Kemal Paşa’nın çabalarıyla, “Halkın Meclisi” TBMM 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. TBMM, 1921’de, kısa, öz, ilk anayasasını yaptı, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan etti, 1924’te daha kapsamlı ikinci anayasasını kabul etti. 1928’de, anayasadan ”Devletin Dini İslamdır” ifadesi çıkarıldı, 1937’de ”Laiklik” ilkesi konuldu. Bu süreç, Halkın Meclisinin, TBMM’nin, ümmetten-tebaadan vatandaşlığa, teokratik ve otokratik siyasi sistemden cumhuriyete adım adım ilerleyişidir.

*1961 Anayasası… 1950 seçimlerini kaybeden, Cumhuriyetin kurucusu ve yılların tek partisi, iktidarı seçimi kazanan siyasi partiye devretti. Bu olay, Türk ve Dünya demokrasi tarihinde bir örnektir. Ancak, iktidara gelen siyasi parti, devrimlere karşıt çabalar içine girdi; liderleri, TBMM’de, ”Siz isterseniz şeriatı bile geri getirirsiniz” ifadesiyle niyetini açığa vurdu. Demokrasiyle bağdaşmayan askeri darbeyle 1960 yılında iktidardan uzaklaştırıldı. 1961 Anayasası yapıldı, ilerici bir anayasaydı, daha sonraki yıllarda siyasiler tarafından ”çok bol”, ”bize göre değil” gibi suçlamalara maruz kaldı ve daraltıldı. Siyasilerimizin demokrasi anlayışı ve siyasi beklentileri 1961 Anayasasının demokrasi anlayışıyla uyumlu değilmiş.

*1982 Anayasası… Türkiye fırtınalı süreçlerden geçti, yirmi sene sonra, 1980 de, demokrasiyle bağdaşmayan, bir askeri darbe yaşandı. 1982 Anayasası yapıldı. Siyasilere Anayasa beğendirmek zor, 1961 Anayasasını, ”çok bol” diye suçlamışlardı, 1982 Anayasını da, yıllarca istedikleri gibi kullandıktan sonra, gün geldi suçlamaya başladılar. Amaç üzüm yemek değil de, bağcıyı dövmek olunca, zamana ve koşullara göre çok farklı davranılabiliyor.

Anayasa konusunda hiç de boş olmadığımız görülüyor. Defalarca, yapmışız, bozmuşuz, hep aynı veya çok benzer, görüşler çatışmış.

Yukarıdaki olayları dile getirmekten amacım bazılarını savunmak, bazılarını suçlamak değil, vurgulamak istediğim demokrasi kültürünün kolay kazanılmadığı ve anayasanın önemidir. Demokrasi aldatmacaya o kadar müsait ki, demokrasiyi kovmak için en çok demokrasinin nimetleri ve anayasalar kullanılmıştır. Bireyler ve toplum, bilgili ve bilinçli değilse kandırılmak ve bedel ödemek kaçınılmaz oluyor.

YENİ ANAYASADA OLMASINI İSTEDİĞİM NİTELİKLER:

*Adaletli, barışçı, uzlaşmacı, akılcı, bilimci, gerçekçi olmalı, düşünce ve inanç özgürlüğünü güvenceye almalı.

*Irkçı, ümmetçi anlamında değil, toplumun ortak kültürü, ortak çıkarları ve ortak geleceği açısından ulusçu olmalı. Ulus, vatan ve devlet kavramları arasında, geçmişin kültürel değerlerine ve çağın gerçeklerine uygun bir denge sağlamalı.

*Egemenliğin sahibinin ulus olduğu bilincinden hareketle, milli iradenin yönetime etkin bir şekilde yansımasını sağlamalı.

*Ulus iradesini, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak, yasama, yürütme ve yargı erkleri aracılığı ile kullanmalı. Cumhurbaşkanı kuvvetler arasında koordinasyonun sağlanmasınında etkin rol almalı.

*Devlet ve vatandaş yargı önünde eşit olmalılar. Vatandaşların sorumluluklarının yanında Devletin de sorumluluğu olmalı. Devlet kalkanı arkasınada suç işleyenlerin cezası kendi adına suç işleyenlerden daha fazla olmalı.

*Devletin yabancıları vatandaşlığa kabul etme ve vatandaşlıktan çıkarma hakkı olmalı, fakat bu vatanda doğan insanları vatandaşlıktan atma hakkı olmamalı. Yasal cezalar ayrı.

*Yerel yönetimlere yasalarla geniş yetkiler verilmeli fakat, üniter devlet yapısı bozulmamalı. Bireylerin özgürlüğüne, eşitliğine evet, etnik ve inanç gruplarının kültürel değerlerini kullanmalarına evet, bölgesel özerklik, feodal yönetim gibi siyasi özerkliklere hayır.

*”T. C. Devleti”, ”Türk Ulusu”, ”Türkiye” , ”Resmi Dil Türkçedir” kavramları yerli yerinde kalmalı, fakat bölücülüğe ve ayrımcılığa kaçmamak şartıyla, var olan bütün gruplar ana dillerini, örf ve adetlerini, kültürel değerlerini serbestçe yaşayabilmeliler, kendilerini eğitebilmeliler.

*Türk kültüründen ve Atatürk’ün kurduğu T.C. Devletinden kurtulmak isteyen bazı dış ve iç odaklar, ”Yeni Osmanlıcılık” diye bir tuzak kurmuş durumdalar, Yeni anayasada böyle bir oluşuma fırsat vermek Türklüğün sonu olur, bunun vebalini yapanların torunları bile ödeyemez.

*Laiklik ilkesi, inançların ve çağdaş Devlet anlayışının güvencesidir, asla taviz verilmemeli. Laikliğin korunması bireylerden önce Devletin görev ve sorumluluğudur. Devlette görev almış kişilerin laikliğe aykırı hareketleri başka suçlardan daha ağır bir şekilde cezalandırılmalıdırlar.

*Bu vatanda doğmuş, etnik yapısı, inancı ve düşüncsi ne olursa olsun, hiç kimsenin ”öteki” konumuna düşürülmesine asla izin verimemeli.

*Kadınlar hukuk karşısında ve toplumsal yaşam içinde tamamen erkeklerle eşit olmalı, ayrıca biyolojik yaradılışlarıdan dolayı pozitif ayrımcılıktan yararlanmalılar.

*Eğitim, en ufak bir tavize meydan verilmeden, çağdaş bilimsel kriterlere göre yapılmalı. Anlama ve seçim yapabilme yaşından önce çocuklara beyin yıkama kapsamında hiçbir düşüncenin ve inancın eğitiminin verilmesine izin verilmemeli, yapanlar cezalandırılmalı.

Yazdıklarım birikimlerimin ve samimi düşüncelerimin ürünüdür. Eksik ve yanlışlarım olabileceği gibi, düşündüklerimi tam ifade edememiş de olabilirim, o nedenle her türlü soru ve eleştiriye açığım. Ortak akılla hareket edersek, ortak doğrularda buluşabilir, ortak geleceği hazırlayabiliriz.

Yeni anayasada bilinçsizce veya kandırılarak yapılacak en küçük hatanın bile ayaklarımıza geçirilmiş esaret zinciri olacağına bir daha dikkat çekmek isterim..

Son söz, bugüne kadar, hep Türk’ü, Türk’e kırdırdılar. Bütün içtenliğimle herkese çağrıda bulunuyorum, aldanmayalım, kandırılmayalım, kendi kuyumuzu kendimiz kazmayalım.

Cemil Özer

14 Mart 2012